|
|
 |
|
September-December 2006
Volume:
2
No:
3
Abstracts |
|
|
Full Text
PDF |
» |
AKUT MİGREN ATAĞI TEDAVİSİ
Migren, en sık rastlanan nörolojik hastalıklardan ve birincil baş ağrılarından biridir. Migren sıklıkla işlevsel bozulma ile birliktedir ve üretkenlik kaybı ile önemli maliyetlere neden olur. Migren atakları için klinisyenlere yardım etmesi amacı ile farklı tedavi yaklaşımları öne sürülmüştür. Akut ataklar için bir çok ilaç kullanılmaktadır. Tedavi migren ataklarının sıklığına ve ağırlığına bağlıdır. Migrenin akut tedavisinde kullanılan ilaçlar, özgül olmayan non-steroid antiinflamatuvar ilaçlar, ağrı kesiciler (ya tek başına ya da kombine), narkotikler yanında migrene özgül ilaçlar olan ergot alkaloidleri ve triptanları (5-hidroksitriptamin 1B/1D agonistleri) içerir. Bu ilaçların tümü farklı tipte ve ağırlıkta yan etkilere sahiptir. Her ajan tedavinin bireyselleştirilmesini sağlayan kendine ait farklı etkinlik ve tolerabiliteye sahiptir. Bu nedenle, migren baş ağrısının tedavisi için ilaç kullanmadan önce, ilacın güvenilirliği ve tolerabilitesi göz önüne alınmalıdır. Migren atağı olan hastaya klinik yaklaşım adımsal bakımı içerir, bu şekilde tüm hastalara basit veya özgül olmayan bir tedavi başlanır ve eğer tedavi başarısız ise sonraki bir adıma geçilir. Bu makalede, akut migren tedavisinde seçenekleri gözden geçirilecektir.
Dr. Sultan Tarlacı
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
İŞE BAĞLI KAS İSKELET HASTALIKLARI ve TEDAVİSİ
İşe bağlı kas iskelet sistemi hastalıkları, “Repetitive Strain Injury” (RSI), “Kümülatif Travma Rahatsızlıkları” terimleri aynı anlamlarda kullanılagelmektedir. Bu rahatsızlıklar çalışma hayatında iş verimi, maliyet ve çalışanların yaşam kaliteleri üzerinde oldukça önemli etkiler yaratmaktadır. İşe bağlı kas iskelet sistemi hastalıkları kabaca üst ekstremite hastalıkları ve bel hastalıkları olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Tüm rahatsızlıkların önlenmesinde ve tedavisinde işyerinin ergonomik olarak düzenlenmesi oldukça önemli yer tutmaktadır. Bunun yanında çeşitli fizik tedavi modaliteleri, ilaçlar, uygun splintler, egzersiz programları ve gereğinde cerrahi tedavi de seçenekler arasındadır.
Dr. Figen Yılmaz, Dr Füsun Şahin, Doç.Dr. Banu Kuran
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ SAĞLIK PERSONELİNİN YATAK İSTİRAHATİ VE YARI OTURUR POZİSYONA DAİR BİLGİ VE İNANIŞLARI
Yatak istirahatinin olumsuz etkileri birçok organ sistemini ilgilendirmektedir. Fonksiyonel rezervi sınırda olan yaşlılarda, bir kaç günlük yatak istirahati bile uzun süren fonksiyon kısıtlılıklarına neden olabilir. Buna rağmen, yatak istirahatinin korunma ya da tedavi amaçlı olarak sağlık personeli eliyle önerildiği durumlar oldukça sıktır. Yatak istirahatinden kaçınılamayan durumlarda bazı tedbirler immobilizasyonun komplikasyonlarını azaltmaktadır. Bunlardan yarı oturur pozisyon, yüksek riskli hastalarda pnömoni engellenmesinde faydalı, basit ve ucuz bir yöntemdir.
Mayıs-Haziran 2003 tarihlerinde Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi sağlık personeli (n=105) üzerinde anket yöntemi ile yapılan bu araştırmada, yatak istirahatinin endikasyonları ve yarı oturur pozisyon hakkında bilgi ve inanışlar değerlendirilmiştir.
Hastane sağlık personeli farklı klinik durumlarda (akut myokard infarktüsü sonrası, akut bel ağrısı, pulmoner tüberküloz ve akut enfeksiyöz hepatit tedavisi) yatak istirahatinin yeri hakkında %78-80 oranında yanlış bilgi-inanışa sahipti. Yarı oturur pozisyonun pnömoni engellenmesinde faydalı olduğu %91,4 oranında bilinmesine rağmen, bilinci kapalı hastalarda faydalı olduğunu belirtme oranı %60 idi. Personelin yarıdan fazlası yataktan düşmeleri ve dekübit oluşumunu yarı oturur pozisyonla ilgili potansiyel tehlikeler olarak algılamamakta idi.
Bu bulgular sağlık personelinde, yatak istirahatinin bir tedavi olarak yeri ve yarı oturur pozisyonun etkilerine dair yanlış bilgi ve inanışların yaygın olduğunu göstermektedir. Bu eksikliğin giderilmesi ve daha iyi sağlık sonuçları elde etmeye yönelik daha iyi bir eğitimin verilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Z. Dilek Aydın, Erkan Cüre
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
YAŞLI OLGULARDA HİPERÜRİSEMİ İLE LİPİD DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Son yıllarda, serum ürik asit düzeylerinin kardiyovasküler hastalıklarda bağımsız risk faktörü olarak kabul edilmesi tartışılmaktadır. Hiperürisemi, yaşlılarda yaygın bir sorundur ve hiperlipidemi ile yakın ilişkisine daha fazla dikkat çekilmektedir.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşlı bireylerde serum lipid profili ve serum ürik asit düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmada serum ürik asit düzeyleri normal (n=48, 25 erkek, 71,75±5,00 yaş) ve yüksek (n=42, 18 erkek, 72,19±5,08 yaş) olan iki grubun serum lipid profili karşılaştırıldı.
Bulgular: Hiperürisemisi olan hastalardanormal olanlara göre total kolesterol(sırasıyla, 202±40 mg/dl, 173±36 mg/dl, p=0,0001), trigliserid(sırasıyla, 130±51 mg/dl, 100±38 mg/dl, p=0,002), ve LDL-kolesterol(sırasıyla, 137±32 mg/dl, 106±26 mg/dl, p=0,001), belirgin olarak daha yüksek, HDL-kolesterol(sırasıyla, 39±9 mg/dl, 46±13 mg/dl, p=0,008), ise daha düşük bulunmuştur.
Sonuç: Yaşlı bireylerde hiperürisemi ve hiperlipidemi arasında ilişki vardır.
Yrd.Doç.Dr.Güler Buğdaycı, Yrd. Doç. Dr. Erdinç Serin
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
METABOLİK SENDROM, C-REAKTİF PROTEİN VE FİBRİNOJEN İLİŞKİSİ
Amaç: C-reaktif protein (CRP) ve fibrinojen düzeyinin; metabolik sendromu oluşturan diğer kriterlerle olan ilişkisinin araştırılması.
Gereç ve yöntem: Çalışmamız hastanemizin dahiliye polikliniğine başvuran 50 hasta üzerinde yapıldı. Bilinen bir hastalık öyküsü olmayan ve rutin kontroller amacıyla istenen tetkiklerinde tesadüfen metabolik sendrom tanı kriterlerinin en az üçünü taşıyan kişiler çalışma grubuna alındı. Tüm hastaların açlık kan şekeri (AKŞ), trigliserid, HDL-kolesterol, CRP ve fibrinojen düzeylerine bakıldı. Hastaların bel çevresi ölçüldü ve 10 dakikalık dinlenme sonrası sırtüstü yatar pozisyonda iki kez sağ koldan kan basıncı ölçülüp ortalama değerleri kaydedildi.
Bulgular: CRP düzeyleri ile yaş arasında zayıf (r=0,40; p<0,01), bel çevresi arasında orta derecede (r=0,72; p<0,001) pozitif korelasyon; fibrinojen düzeyleri ile açlık kan şekeri arasında kuvvetli (r=0,76; p<0,001), trigliserid düzeyleri arasında zayıf derecede pozitif korelasyon (r=0.40; p<0,01) bulundu.
Sonuç: Metabolik sendrom ile ilişkili artmış aterosklerotik hastalık riskini açıklayan patofizyolojik mekanizmalardan biri, kronik subklinik inflamasyondur. İnflamatuvar mediatörlerden CRP ve fibrinojen düzeyleri, hastalığın erken tanısı ve tedavisi için başvurulacak basit güvenilir yöntemler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dr. Ece SÖZER EREN, Dr. Fatma ALİBAZ ÖNER, Dr. Rahşan GÜL,
Dr. Abdullah Orçun ÖNER, Dr. Mehmet Emin PİŞKİNPAŞA, Dr. Mecdi ERGÜNEY
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
KORONER ARTER HASTALIĞI OLAN İKİ KARDİYAK OLGUDA ANTİDEPRESAN TEDAVİNİN SONUÇLARI
Bu yazıda biri altı ay önce akut anterolateral miyokard infaktüsü (Mİ) geçirdikten sonra dekompanse kalp yetersizliğiyle, diğeri ise akut Q dalgasız Mİ nedeni ile kliniğimize başvuran iki kardiyak olgu tartışılmıştır. Birinci olguya antidepresan tedavi başlandıktan sonra, sık olan hastaneye başvuru sayısı ve devam eden semptomları neredeyse tamamen kontrol altına alınmıştır. Depresyon ve anksiyete semptomları olmasına rağmen tedaviyi ısrarla reddeden ikinci olgu ise bir panik durumu sonrası akut ST yükselmeli miyokard infarktüsü geçirmiştir.
Dr. Mutlu VURAL, Mehmet ACER
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
İŞE BAĞLI KAS İSKELET HASTALIKLARI VE ERGONOMİ
İş yerinde bazı fiziksel ve psikososyal etkenlere maruz kalmaya ve iş koşullarına bağlı olarak gelişen kas iskelet hastalıkları iş ile ilgili sağlık sorunları arasında önemli bir yer tutar. Çalışanlarda işe bağlı sakatlanmaların en önde gelen nedenlerinden olan işe bağlı kas iskelet hastalıkları (İKİH) yüksek tanı ve tedavi harcamalarına, iş günü kaybı ve sigorta tazminat ödemelerine yol açar. ABD’de Ulusal Bilim Akademisi (National Academy of Sciences) İKİH için 1999’da yapılan toplam harcamanın, 1 trilyon ABD Dolarını aştığını bildirmektedir.
Prof.Dr. Emel Özcan
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
CELAL MUHTAR ÖZDEN
Disiplin ve çalışkanlık ile uygulamaya yönelen bir zekası, uzak görüşlülüğü, sağlam ekonomi bilgisi ve güçlü bir teşkilatçılık yeteneği vardı.
Prof. Dr. Nil Sarı, Dr. Ümit Zeyneb Belbez, Dr. Ahmet Doğan Ataman, Dr. Ahmet Topçu, Dr. Esin Karlıkaya,
Dr. Elif Vatanoğlu, Ferda Gündoğdu, Ümit Emrah Kurt, Necla Kınık
|
|