|
|
 |
|
May-August 2009
Volume:
5
No:
2
Abstracts |
|
|
Full Text
PDF |
» |
RUTİN KARACİĞER TESTLERİ
Karaciğer hastalığını yansıtan laboratuvar incelemeleri sıklıkla karaciğer fonksiyon testleri olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu adlandırma yanlış olmasına karşın yerleşik bir alışkanlıkla sürdürülmektedir. Bunun yanı sıra karaciğer paneli, karaciğer biyokimyası ya da hepatik profil gibi tanımlamalar yapılırken diğer bir alternatif adlandırma olarak da rutin karaciğer testleri kullanılmaktadır. Bu yazıda karaciğer hastalığına yönelik rutin olarak araştırılan serum aminotransferaz, alkali fosfataz, gamma glutamil transferaz enzimleri ile bilirubin, albumin ve protrombin zamanı testleri incelenmiştir.
Prof.Dr.Sebati ÖZDEMİR
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
CRIMEAN-CONGO HEMORRHAGIC FEVER VIRUS, TICKS AND BASE MEASURES
Crimean-Congo haemorrhagic fever (CCHF) is a viral haemorrhagic fever of the Nairovirus, of the Bunyaviridae family of viruses. CCHF virus possesses a negative-sense RNA genome consisting of three RNA segments: the large (L), medium (M), and small (S) segments. For an arthropod-borne virus, the genomic plasticity of CCHF virus is surprisingly high. It seems likely that genetic reassortment may primarily occur during coinfection of ticks due to the transient nature of vertebrate infections relative to the long-term persistent virus infections seen in ticks and their obligation to obtain blood meals at metamorphic junctures. Substantially, movement of genetic lineages of CCHF virus, particularly over greater distances and between regions not linked by livestock trade, likely also involves migratory animals or birds that are either infected or are carrying virus-infected ticks. Consequently, however migratory birds those mediate genetic lineages of CCHF exist critical point for CCHF struggle such as avian influenza, ticks should be targeted at first. Especially, fields with high risk should be out of order for pasturing and disinfected with repellent medicines. Acaricide treatment of livestock in CCHFV endemic areas is effective in reducing the population of infected ticks.
Habib Gedik MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
PEPTİK ÜLSER SIKLIĞI AZALIYOR MU?
Amaç: Son 9 yılda gastroskopi yapılan hastalarda saptanan peptik ülser sıklığının yıllara göre dağılım ve değişimini incelemek.
Materyal ve Metod: Nisan 1998, Mart 2006 tarihleri arasında hastanemiz İç Hastalıkları Endoskopi Ünitesinde yapılmış olan 6.063 gastroskopik tetkik raporu retrospektif olarak incelendi. Endoskopi işlemi deneyimli gastroenterologlar tarafından videoendoskoplarla yapıldı.
Bulgular: Hastaların %45’i erkek ve %55’i kadın idi. Yaş ortalaması 48,28±12,26 yıl; dağılımı 30-86 yıl idi. Hastaların 196 tanesinde (%3,23) gastrik ülser, 718 tanesinde (%11,84) duodenal ülser vardı.
Sonuç: Peptik ülser sıklığının 1998’den 2003 yılına kadar azaldığını, bu yıldan itibaren tekrar artma eğiliminde olduğunu tespit ettik.
Dr. Ahmet Uyanıkoğlu, Dr. Can Davudoğlu, Dr. Mustafa Çakırca, Dr. Ahmet Danalıoğlu
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
282 Hodgkin Hastalığı Olgusunun Başlangıçtaki Klinik Ve Laboratuvar Bulgularının Değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Hodgkin Hastalığının başlangıç klinik ve laboratuvar bulgularının incelenmesidir.
Materyal ve Metod: Ocak 1981-Temmuz 2001 tarihleri arasında Hematoloji Bilim dalımızda takip edilmiş olan 282 Hodgkin Hastalığı olgusu geriye dönük olarak incelendi ve bulgular literatürle karşılaştırıldı.
Bulgular: Olguların başvuru sırasındaki evreleri ve histolojik tipleri ile klinik ve laboratuvar bulguları birlikte değerlendirildiğinde gözlemlenen bulguların büyük ölçüde literatürle uyumlu olduğu görüldü. Literatürden farklı olarak bizim olgularımızda B semptomlarının görülme sıklığı iki kat daha yüksekti. Yine lenfositten fakir alt grubun da bizim serimizde, gelişmiş ülkelerdekine kıyasla daha yüksek oranlarda olduğu saptandı. Laboratuvar bulguları arasında yüksek eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), trombositopeni ve hipoalbümineminin özellikle ileri evre hastalık ile ilişkili olduğu görüldü.
Sonuç: Özellikle ESH’nın nonspesifik bir değerlendirme testi olmasına rağmen, kolay ve ucuz bir yöntem olması nedeniyle özellikle başlangıçta yüksek saptanan olguların takibinde yararlı olacağı düşünüldü.
Dr. Serdar Şahinoğlu, Doç. Dr. Mustafa N. Yenerel, Dr. Serkan Güvenç, Doç. Dr. Reyhan Diz Küçükkaya, Prof. Dr. Meliha Nalçacı
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
İKİ İLKÖĞRETİM OKULUNDA ÖĞRENCİLERİN KENDİ SAĞLIKLARINI ALGILAMA DÜZEYİ ve BİLDİKLERİ SAĞLIK SORUNLARI
Amaç: Ergenlerin kendi sağlıklarını algılamalarının, sık karşılaştıkları sağlık sorunları, bağışıklanma durumları, hastalık riskleri ve hastalıkları açısından taranmaları ve güvenlik uygulamaları ile ilgili olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmada amaç, ilköğretim öğrencilerinin kendi sağlıklarını algılama düzeylerini saptayarak, algıladıkları sağlık, bildikleri sağlık sorunları ve geçirdikleri kazalar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
Materyal ve Metod: Mart-Mayıs 2006’da İstanbul’da, bir özel okulda ve bir devlet ilköğretim okulunda öğrencilere gözlem altında yanıtlama yöntemi ile sağlık sorunlarını sorgulayan görüşme formları uygulandı. Ayrıca okul idarecilerine okulda verilen sağlık hizmetlerini sorgulayan ikinci tip formlar yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı.
Bulgular: Yaş ortalaması 12,7?1,6 olan 246 öğrencinin %50,8’i (n:125) kız, %49,2’si (n:121) erkek idi. Sağlık düzeyini mükemmel olarak algılayanlar %31,3 (n:77) iken, %47,2’si (n:116) iyi, %17,5’i (n:43) orta, %2,8’i (n:7) kötü, %1,2’si (n:3) çok kötü olarak algılıyordu. Bildikleri sağlık sorunlarının ortalaması 1,5?1,4’tü. En sık bildirdikleri sağlık sorunları, kazalar, akut tonsillit, sinüzit, ağız-diş sorunları, miyopi, otitis media, dermatolojik hastalıklar, bronşit, üriner enfeksiyonlar ve astım idi. Daha fazla sayıda sağlık sorunu olduğunu bildiren öğrencilerin kendilerini daha kötü hissettikleri saptandı (?2= 8,6. p=0,04). Özel ve devlet okulunda okumasına göre öğrencilerin sağlık algılamasında fark yoktu (?2= 0,2, s.d.=2, p=0,9).
Sonuç: İlköğretim öğrencilerinin %1 ila %40’ında akut ya da kronik olmak üzere en az bir sağlık sorunu vardı ve yaklaşık dörtte biri sağlığını orta ya da daha kötü olarak algılamaktaydı. Bu nedenle başta sağlığın geliştirilmesi, korunması ve izlenmesi olmak üzere okul sağlığı hizmetlerine daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Öğrencilerin sağlıklarını algılamaları, sağlık sorunlarının saptanması açısından dikkate alınmalıdır.
A. Emel ÖNAL, Suna ERBİL, Başak GÜRTEKİN, Özkan AYVAZ, Sevda ÖZEL, Sibel CEVİZCİ, Günay GÜNGÖR
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
EVENT-RELATED POTENTIALS AND PASAT EVALUATION IN BEHÇET’S SYNDROME WITH SUBCLINICAL NEURAL INVOLVEMENT
Objective
Behçet’s Syndrome (BS), an inflammatory disorder, may affect central nervous system. A subclinical involvement, mainly affecting cognitive functions, might be observed in patients with BS. The aim of this study was to investigate this subclinical involvement.
Material and Method
Event-related potentials (P300) and Paced Auditory Serial Addition Test (PASAT) were used. Patients with BS with normal MRI (BS), patients with neuro-BS and healthy subjects were enrolled to this study. Both BS and neuro-BS patients consisted of 14 patients (8 men and 6 women, mean age 35.9±8.2; 9 men and 5 women, mean age 36.7±8.3 respectively). There were 12 healthy subjects (8 men and 4women, mean age 32.2±5.3) in control group.
Results
P300 latencies obtained from central and frontal region were significantly longer for BS (p=0.006, p=0.039) and neuro-BS (p=0.019, p=0.026) groups compared to controls. The latency on parietal region was significantly longer in BS group (p=0.03), but not in neuro-BS group (p=0.081). Concerning the amplitude, values obtained in parietal region in both BS (p=0.008) and neuro-BS groups (p=0.033) and obtained from frontal region for BS group (p=0.044) were significantly lower than control group.
According to PASAT results, controls performed better when compared both to BS and neuro-BS groups.
Conclusion
BS group displayed similar electrophysiological changes and PASAT results compared to controls. Therefore our results suggested that P300 and PASAT might be used as objective methods in detecting subtle involvement that may be due to impairment of large scale attention-executive function-working memory network in patients with BS without overt neurological involvement.
Gokhan Erkol Assoc. Prof. MD, Melih Vural MD, Fatma Karantay PhD, Derya Uluduz MD, Mehmet Ali Akalın Assoc. Prof. MD, Meral E. Kiziltan Prof MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
ÇUKUROVA BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLUK ÇAĞI ZEHİRLENME OLGULARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Amaç: Çukurova Bölgesinde zehirlenme tanısı ile izlenen hastaların epidemiyolojik özellikleri, seyri ve hekimlerin tedavi tercihlerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır.
Materyal ve Metot: 1997-2001 yılları arasında, 0-14 yaş grubunda, çocuk acil polikliniğine getirilen zehirlenme olguları geriye dönük olarak incelendi. Zehirlenme olguları hakkındaki bilgiler acil hasta kayıt formları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. Yapılan çalışmada olguların demografik yapısı, zehirlenme şekli ve nedenleri, zehirlenmeye yol açan etkenler, yapılan tedavi ve sonuçları incelenmiştir.
Bulgular: Beş yıllık süre içerisinde 486 zehirlenme olgusu (250 erkek, 236 kız) acile başvurdu. Olguların çoğunluğu kaza sonucu (% 89,3) olup, en sık 1-3 yaşları arasında görülmüştür. Özkıyım girişimi nedeniyle olan zehirlenmelerin ise en sık 11-14 yaşları arasında (%28,9) ve kızlarda 3,5 kat daha sık görüldüğü saptandı. Zehirlenme etkenleri sırasıyla ilaçlar (% 42,6), hayvan-böcek sokmaları (% 11,1), insektisit-tarım ilaçları (% 10,3), kostik maddeler (% 8,6) olarak saptandı. İlaçlar arasında en çok merkezi sinir sistemi ilaçları, bunlar arasında ise en sık % 32,8 ile amitriptilin kullanılmıştı. Olguların % 99,6’sı tam iyileşme gösterirken, yılan ve akrep sokması nedeniyle 2 olgu (% 0,4) ölümle sonuçlanmıştır.
Sonuç: Çocukluk çağı zehirlenmeleri en sık ilaçlarla, kaza nedeniyle ve ağız yoluyla alınarak olmaktadır. Bu durum; ilaçların reçetesiz satılmaması, güvenli kapakların kullanılması, çocukların ulaşamayacağı ve kilitli yerlerde saklanması ve aile eğitimi gibi basit önlemlerin zehirlenmeleri büyük bir oranda önleyebileceğini göstermektedir.
Doç Dr. Hayri Levent YILMAZ, Dr. Turan DERME, Doç. Dr. Dinçer YILDIZDAŞ, Prof. Dr. Emre ALHAN
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
RİSK YOĞUN SEKTÖR: BİR OTOMOTİV FABRİKASINDA 2007 YILI İŞ KAZALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Amaç: Türkiye’de otomotiv sektörü, IV. Risk grubunda olan risk yoğun bir sektördür. Çalışmamız bu risk yoğun sektörün bir fabrikasında, 2007 yılı iş kazalarının kayıtlarını değerlendirerek paylaşmak amacıyla planlanmıştır.
Materyal ve Metot: Adana’da özel sektöre ait bir otomotiv fabrikasında, 2004-2007 yıllarına ait iş kazası verileri ile ilgili tüm bilgiler kayıt edilmiştir. İş kazasına uğrayan kişilerle görüşülmüş, yapılan işlemler ve sonuçlarının kayıtları değerlendirilerek sunulmuştur. Araştırmamız kesitsel, geriye dönük kayıt araştırmasıdır ve tanımlayıcı-nitelikseldir.
Bulgular: Araştırma yapılan fabrikada, 1.334’ü (%64,9) mavi, 721’i (%35,1) beyaz yakalı, toplam 2.055 kişi çalışmaktadır. İyileştirmelerden sonra 2007 yılı iş kazası sayısında 2004’e göre %61,1, iş günü kaybında %63,9 azalma saptanmıştır. En çok kazanın; Eylül ayında (%19), saat: 10.00-11.00 arası (%14,5), mekanik hatta (%19) saptanmıştır. En çok görülen iş kazası tipi %43 ile kesme-sıyırma olmuştur.
Sonuç: Risk yoğunluğu yüksek işyerleri başta olmak üzere tüm işyerlerinde iş kazalarını önlemek için; oluşan kazaların analizlerinin yapılması ve önlemlerin alınması gereklidir. Bu çalışmaların geliştirilerek uygulanmasıyla; başta çalışanlar olmak üzere, işletmeler ile ülkeye insani ve ekonomik kazanımları çok büyük olacaktır.
Doç. Dr. Ferdi Tanır
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
SKIN PROBLEMS IN FIBROMYALGIA
Abstract
Aim: Fibromyalgia is a chronic disease characterized by diffuse or specific muscle, joint, or bone pain, fatigue, and a wide range of other symptoms. The aim of this study was to highlight the association between fibromyalgia and dermatological diseases.
Materials and Methods: 66 female patients diagnosed with fibromyalgia between March and June 2007 in Physical Therapy and Rehabilitation outpatient clinic and 79 healthy female control were enrolled to the controlled, cross-sectional study. All patients were seen in same day by the dermatologist. The patients’ diagnoses were categorized into 14 different dermatological diseases.
Results: The incidence of xerosis and neurotic excoriation were found to be significantly higher in fibromyalgia group than that of control group. The presence or absence of dermatological diseases in patients with fibromyalgia did not have a statistically significant impact to short form-36 quality of life.
Conclusion: Our results showed that some stress-induced dermatological problems were common in patients with fibromyalgia. Further studies are necessary in order to have better idea about the relation between the skin problems and fibromyalgia.
Asena Çiğdem Doğramacı Assoc. Prof. MD, Ebru Yılmaz Yalçınkaya MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
SEKRETUAR OTİTİS MEDİA TANISI ALAN HASTALARIN TRANSTİMPANİK ASPİRASYONLA ALINAN ORTA KULAK SIVISI ÖRNEKLERİNDEN SOYUTLANAN MİKROORGANİZMALAR VE ANTİBİYOTİK DUYARLILIKLARI
Amaç: Sekretuar otitis media (SOM); genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında sıvı toplanması ile karakterize olan çocukluk çağında AOM’den sonra en sık karşılaşılan kulak hastalığıdır.
Materyal: Çalışmamızda; SOM oluşumunda enfeksiyöz neden düşünülerek 64 hastanın 74 orta kulak efüzyonları transtimpanik aspirasyonla alınıp, aerop, anaerop bakteri ve mantar kültürlerinde üreme sıklığı ve antibiyotik duyarlılıkları konvansiyonel yöntemlerle değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışmamızın sonucunda, yaşları 0-74 arasında değişen hastaların orta kulak efüzyonlarının %37.8’inde üreme saptanmıştır. S. epidermidis %50, H. influenzae tiplendirilemeyen %15, M. catarrhalis %10, P. aeruginosa %10, S. aureus %5, S. viridans %5, Enterobacter spp. %5, Trichoderma viride %5 soyutlanmıştır.
Çalışmamızda anaerop bakteri soyutlanmamıştır. Antibiyotik direnci açısından önemli bir direnç sorunu saptanmamakla birlikte köken sayılarınınn azlığı bu konuda bir yorum yapmanın yanlış olacağını düşündürmektedir.
Sonuç: Sekretuar otitis media çocuğun gelişimini etkilediğinden günümüzde önemli bir yere sahiptir. SOM’un tıbbi sağaltımında antibiyotikler ana basamağı oluşturmaktadır. Bu nedenle etken mikroorganizmaların ve antibiyotik duyarlılıklarının bilinmesi sağaltım seçeneklerinin değerlendirilmesinde hekime yol gösterici olacaktır.
Dr.Süreyya Gül Yurtsever, Uz. Dr.Murat Uygur, Dr.F.Şebnem Yıldız, Dr.Nisel Yılmaz, Prof.Dr.Sercan Ulusoy
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
EVALUATION OF DIAGNOSTIC METHODS IN ABNORMAL UTERINE BLEEDING AND ENDOMETRIAL CARCINOMA: SECTIONAL PROSPECTIVE STUDY
ABSTRACT
Objective: The objective of this study is to analyze the sensitivity, specificity, positive and negative diagnostic value of transvaginal ultrasonography (TVUSG), dilatation and curettage (D&C) and hysteroscopy alone or combined which are used in diagnosis of abnormal uterine bleeding and endometrium carcinoma.
Material and Method: Our study includes 113 women, ages varying between 21 and 71, who admitted to Taksim Training and Research Hospital, Obstetrics and Gynecology Policlinic, suffering from abnormal uterine bleeding (AUB). TVUSG, hysteroscopy and D&C were applied to patients and obtained materials for pathological examination. Then histological findings are compared with ultrasonography and hysteroscopical findings.
Results: There are 3 endometrial cancer patients (2.65%) in 113 AUB cases. 2 of endometrial cancer patients are diagnosed with TVUSG, 1 case could not diagnosed with TVUSG. But with hysteroscopy and D&C, all 3 cases have been diagnosed. When all methods are taken into consideration, in patients complaining from AUB, polyps are leading cause with 30.08 %. Polyps are followed by myoma uteri with 18.58%, endometrial hyperplasia 16.81%, endometrium carcinoma 2.65%. In a group of patients (7.96%), polyp and myoma are found together. Any organic disease is not established in 23.89% of patients complaining from AUB.
Conclusion: It has been found that the diagnostic value of hysteroscopy is higher than TVUSG. The specifity of D&C for uterine lesions and the positive diagnostic value is higher than TVUSG and hysteroscopy. During the diagnosis of endometrial carcinoma, TVUSG has lower sensitivity and specificity than hysteroscopy and D&C. D&C and hysteroscopy has sensitivity and specificity of 100%.
A. Ender YUMRU MD, Murat BOZKURT MD, Ebru İNCİ COŞKUN MD, Melek ERKILINÇOĞLU MD, Y. Tahsin AYANOĞLU MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
CHEDİAK-HİGASHİ SENDROMU
ÖZET
Chediak-Higashi sendomu (CHS) çocuklarda seyrek görülen otozomal resesif geçiş gösteren bir hastalıktır. Değişen derecelerde parsiyel okülokutanöz albinizm, nötropeni, kemotaksiste ve bakterisidal aktivitede bozuklukluğun eşlik ettiği rekürren pyojenik enfeksiyonlar, trombosit yokluğuna bağlı kanamaya yatkınlık görülür. Tanı için lökositlerde ve onların kemik iliğindeki prekürsörlerinde dev granüllerin gösterilmesi gerekmektedir. Çoğunlukla erken yaşta ölümle sonuçlanır. Ateş, karın ağrısı, öksürük ve ishal şikâyeti ile getirilen ve Chediak-Higashi sendromu tanısı konan beş yaşındaki kız hasta, seyrek görülen bir olgu olması nedeni ile sunuldu.
Murat Doğan, Mehmet Açıkgöz, Ali Bay, Avni Kaya, A. Faik Öner
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
AKCİĞER TÜBERKÜLOZU İLE BİRLİKTE TÜBERKÜLOZA BAĞLI OLMAYAN PSOAS APSESİ
ÖZET
Psoas apsesi nadir görülen, genellikle tanısı zor ve geç konulan bir tablodur. Beş yaşında kız hasta bir hafta önce başlayan ateş, sağ uyluk ağrısı, sağ ayağı üzerine basamama, topallayarak yürüme, karın ağrısı ve terleme şikâyetleriyle getirildi. Soygeçmişinde biri ishal, diğeri pnömoni nedeniyle ölen iki kardeşi vardı. Fizik muayenesinde sağ kalça fleksiyonda olup, sağ alt ekstremite hareketleri ağrılıydı. Batında defans ve rebound mevcuttu. Batın ultrasonografisinde batın sağ alt kadranda 39x17 mm boyutlarında heterojen lezyon (plastron ?) saptandı. Akut batın tanısıyla ameliyata alınan hastada psoas apsesi tespit edildi ve drene edildi. Kültürde Staphylococcus aureus üredi. Uygun antibiyotik tedavisine rağmen yatışının onuncu gününde ateşi yükselen hastada tüberküloz olabileceği düşünüldü. Apse materyali ve açlık mide suyunda aside dirençli bakteri saptanmadı. Serum adenozin deaminaz enzim düzeyi 45 IU/L (Normal: 5-20 IU/L) bulunması ve yüksek rezolüsyonlu toraks tomografisinde tüberküloz ile uyumlu bulgular saptanması üzerine hastaya akciğer tüberkülozu tanısı konarak tedavi başlandı. Psoas apsesinin sekonder olarak geliştiği kabul edildi. Hastamız halen tedavisinin dördüncü ayında olup semptomsuz takip edilmektedir.
Dr. Avni Kaya, Dr. Baran Serdar Kızılyıldız, Dr. Kamuran Karaman, Dr. M. Selçuk Bektaş, Dr. Fesih Aktar, Prof. Dr. Hüseyin Çaksen
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
COLCHICINE-INDUCED HEPATOTOXICITY
ABSTRACT
Colchicine is an agent that is used for the treatment of inflammatory disease such as Familial Mediterranean Fever (FMF) and acute gouty arthritis. Therapeutic oral doses of colchicine therapy are associated with numerous adverse effects. Gastrointestinal symptoms due to increased peristaltic activity are common. However, no cases of colchicine induced hepatotoxicity have been reported in the literature with the therapeutic oral doses. We report a case of colchicine induced hepatotoxicity in a 38 year old patient with FMF.
Altuğ Şenol Assoc. Prof. MD, Mehmet İşler Prof. MD, Muhammed Cem Koçkar Assoc. Prof. MD, Erkan Cüre MD, Yıldıran Songür Prof. MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
SİPROFLOKSASİN İLİŞKİLİ ATEŞ: OLGU SUNUMU
ÖZET
Polikliniğe bir haftalık halsizlik, terleme ve ateş yakınmalarıyla başvuran 19 yaşında erkek hasta kliniğe yatırıldı. Genel durumu orta, bilinci açık olan hastada; ateş 38,3oC/aksiller, tansiyon arteriyel 100/60 mmHg ve nabız 72/dk idi. Hastanın fizik muayenesinde paslı dil ve splenomegali saptandı. Laboratuvar incelemede lökosit 2500/mm3 (%46 lenfosit), Hb 13,8 gr/dl, Hct %40, trombosit 70.000/mm3, eritrosit sedimantasyon hızı (ESH) 28 mm/h, CRP 104 mg/l, ALT 40 U/L, AST 39 U/L ve Widal testi (Salmonella typhi O antijeni) 1/160 titrede pozitif bulundu. Ateş-nabız diskordansı ve lökopenisi olan hastada, salmonelloz (Enterik ateş) ön tanısı ile ampirik siprofloksasin 2x500 mg/gün oral başlandı. Tedavinin beşinci gününde ateş yakınması düzelen hastanın kan kültüründe S. typhi üredi. Genel durumu hızla düzelen hastada yatışın 10. gününde lökosit 6600/mm3 (%23 lenfosit), trombosit 172.000/mm3, ESH 9 mm/h, CRP 1 mg/l, ALT 23 U/L ve AST 14 U/L saptandı. Ancak hastada 38oC’nin üzerinde olan ateş yakınması başladı. Hastada yapılan tüm klinik ve laboratuvar incelemelerde, ateş nedeni olabilecek bir infeksiyon odağı saptanamadı. Ateş yakınmasının siprofloksasine bağlı olabileceği düşünülerek tedavinin 13. gününde siprofloksasin tedavisi sonlandırıldı. Siprofloksasin sonlandırıldıktan 12 saat sonra hastanın ateş yakınması düzeldi. Siprofloksasin kullanımına bağlı ateş oluşumu nadir görülen bir durumdur. Hekimler ateş etiyolojisini araştırırken, antibiyotiklerin de ateş nedeni olabileceğini akılda tutmalıdırlar.
Dr. Cemal Üstün
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
PROF. DR CİHAT ABAOĞLU
ÖZET
Konya’da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde askeri öğrenci olarak eğitim gördü, 1939 yılında mezun oldu. Tıp öğrenimi ve Gülhane Askeri Hastanesi’ndeki bir yıllık stajı süresince tüm boş zamanlarında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Patolojik Anatomi bölümünde gönüllü olarak çalıştı. İç hastalıkları ihtisasını Gülhane Askeri Hastanesi’nde yaptı, 1945 yılında iç hastalıkları uzmanı oldu. 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iç hastalıkları alanında doçent ünvanı almak için gerekli sınavları başardı. Abaoğlu, doçent iken Forum Medicum adlı, her iki ayda bir yeni sayısı basılan bir tıp dergisi yayınladı. Türk tıbbında bir klasik halini alan “Semptomdan Teşhise” ve “Teşhisten Tedaviye” adlı kitapları da doçent iken yayınlandı. İlk baskıları 1953 yılında yayınlanan bu kitapların defalarca yeni baskısı yapılmıştır. Abaoğlu 1961 yılında profesör oldu. 1963 yılında Amerikan Kalp Cemiyeti şeref üyeliğine seçildi. 1965-68 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Dekanı oldu. İç hastalıkları alanında, başta kalp ve damar hastalıkları konularında olmak üzere çok geniş bir konu yelpazesinde makaleler yayınladı. Abaoğlu, binlerce Türk hekimi için unutulmaz bir Hocadır.
Doç. Dr. Arın Namal
|
|