|
|
 |
|
January-April 2009
Volume:
5
No:
1
Abstracts |
|
|
Full Text
PDF |
» |
RUH SAĞLIĞININ İYİLEŞTİRİLMESİNDE YENİ BİR DESTEK TEDAVİ YAKLAŞIMI – HAYVAN DESTEKLİ TEDAVİ
Hayvan Destekli Tedavi (HDT), kronik hastalığı olan bireylerde yaşam kalitesini desteklemek, ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen bozuklukların tedavi edilmesinde yardımcı olmak amacıyla insan ve hayvan etkileşiminden yararlanılarak uygulanan yeni bir alternatif tedavi biçimidir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, HDT’nin halk sağlığı alanında bireylerin fiziksel, ruhsal ve sosyal tam iyilik hallerinin korunması ve geliştirilmesine yönelik önemli faydaları olduğunu göstermiştir. Bu derlemenin amacı, ruhsal bozuklukların tedavisinde tamamlayıcı bir yöntem olan HDT’nin yararlarını, uygulama alanlarını gözden geçirmek ve bu konudaki bazı çalışma sonuçları hakkında bilgi vermektir. Günümüzde sıklıkla HDT’den yararlanılan psikiyatrik bozukluklar özellikle yaygın gelişimsel bozukluklar, demans ve Alzheimer hastalığı, yalnızlık duygusu, depresyon, psikolojik rahatsızlıklara bağlı ilaç kullanımı, afazi ve şizofreni’dir. HDT, önerilen kılavuzlara uygun olarak uzman bir ekip eşliğinde uygulandığı takdirde, psikiyatrik hastalıkların tedavilerinde ve terapi seanslarında pratikte çoğu kez karşılaşılan güçlükleri azaltabilmekte; böylece bireylerin ruh sağlığı üzerinde önemli iyileşmeler sağlamaktadır. Ülkemizde bu konuda yapılmış bir araştırma mevcut değildir. Halk sağlığına yönelik olarak bu tedavinin kullanılması için faydalarının doğru değerlendirilmesi, psikiyatrik hastalıklara uygun yöntemlerin seçilmesi önemlidir. Sonuç olarak, HDT’nin ülkemizde de ruhsal bozuklukların tedavisinde özellikle yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde bir destek yöntemi olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Hayvan destekli tedavi, ruh sağlığı, halk sağlığı, yaşam kalitesi.
Sibel Cevizci, Doç. Dr. Ethem Erginöz, Prof. Dr. Zuhal Baltaş
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
ENDOSKOPİK RETROGRAD KOLANJİOPANKREATOGRAFİ DENEYİMİ: TEK MERKEZLİ PROSPEKTİF ÇALIŞMA
Amaç
Endoskopik retrograt kolanjio Pankreatografi (ERKP), pankreas, safra kesesi ve karaciğerin drenajını sağlayan kanalların görüntülenmesine yarayan yöntemdir. Günümüzde ERKP işlemi pankreatikobilier sistemdeki patolojilerin tanısından ziyade terapötik yaklaşımda kullanılmaktadır.
Materyal ve Metot
Çalışmaya ekstrahepatik kolestaz tanısıyla Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniğine yatırılan 118 hasta dahil edildi. Hastaların 48’i (%40,7) erkek, 70’i (%59,3) kadındı.
Bulgular
Toplam 123 ERKP seansı yapıldı. Yetmiş bir koledok taşı, 20 malign darlık, 8 benign darlık, 9 Oddi fibrozisi, 7 postoperatifbilier fistül, 1 koledokoduodenal fistül, 1 ektopik açılım anomalisi, 1 Fasciola hepatica vakası tespit edildi. Hastaların bazılarında birden fazla patoloji mevcut olup toplam 93 hastada koledok taşı vardı. Yirmi iki hastada divertikül tespit edildi. Altı hastada ciddi olmayan komplikasyon görüldü. ERKP serimizde 17 hastada başarısız olundu.
Sonuç
ERKP işlemi sonrasında perforasyon, sepsis, hatta mortalite gibi çok ciddi komplikasyonlar görülebilmektedir. Endoskopist ve ekibinin deneyimli olması, işlem sırasında ve servis takibinde dikkatli olunması işlemin başarısını artırdığı gibi komplikasyonları da en aza indirmektedir.
Doç. Dr. Muhammed Cem Koçkar, Yrd. Doç. Dr. Altuğ Şenol, Uz. Dr. Erkan Cüre, Dr. Abdulkadir Baştürk, Dr. Bünyamin Aydın
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
GENİTAL PROLAPSUSLARDA SAKROKOLPOPEKSİ SONUÇLARI
Amaç: Genital prolapsus olgularının cerrahi tedavisinde uygulanan sakropeksi operasyonlarının sonuçları değerlendirildi.
Materyal ve Metod: Genital organ prolapsusu tespit edilen 47 olgu çalışma grubunu oluşturdu. Desensus uteri, subtotal prolapsus, total prolapsus ve stumpf prolapsusunu içeren gruba abdominal yaklaşım ile mersilen veya prolen mesh kullanılarak sakropeksi operasyonu uygulandı. Stress uriner inkontinansın eşlik ettiği 5 olguda Burch operasyonu eklendi. Olgular post operatif dönemde nüks ve pelvik organ prolapsusuna bağlı yakınmaları açısından değerlendirildi.
Bulgular: Post operatif takiplerde nüks, %2 oranında görüldü. Sistosel %12, disparoni %14, bel ve kasık ağrısı %21 olarak saptandı.
Sonuç: Genital prolapsuslu olguların cerrahi tedavisinde sakropeksi operasyonu etkin bir yöntem olarak kabul edilebilir.
Doç. Dr. Cüneyt Eftal Taner, Op. Dr. İrem Şenyuva, Op. Dr. Aysun Camuzcuoğlu, Op. Dr. Cemal Karanfil
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
SOLUBLE TRANSFERRIN RECEPTOR AND SOLUBLE TRANSFERRIN RECEPTOR–FERRITIN INDEX FOR EVALUATION OF THE IRON DEFICIENCY IN CIRRHOTIC PATIENTS
Amaç: Demirin eritroblastlara ulaştırılabilmesi plazma transferrinin hücre yüzeyindeki transferrin reseptörlerine bağlanmasıyla gerçekleşir. Son zamanlarda serum solubl transferrin reseptörü düzeyi (sTfR), demir eksikliği tanısı koymada gelecek vaat eden bir inceleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada sirotik hastalarda demir eksikliği anemisi (DEA) tanısında sTfR ve solubl transferrin reseptör-ferritin indeksi (TfFI) düzeylerinin önemi araştırılacaktır.
Materyal ve Metod: Hepsi Child A (Child-Pugh sınıflandırması) evresinde olan 35 sirotik hasta ile 29 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Hasta ve kontrollere tam kan sayımı ile sTfR düzeylerini de içeren biyokimyasal analiz yapıldı. Transferrin saturasyonunun (TS) hesaplanmasında 100 x serum demir düzeyi/total demir bağlama kapasitesi formülü kullanıldı. sTfR düzeyi/log ferritin ile TfFI hesaplandı. TS <%15 bulunan hastalarda beraberinde periferik yaymada uyumlu bulgular varlığında DEA tanısı konuldu.
Bulgular: DEA grubunda sTfR ve TfFI düzeyleri kronik hastalık anemisi (KHA) olan sirotik hastalara (sTfR; 7,77±4,00 vs 3,70±0,98 mg/l, p<0,001, z=3,495, TfFI; 5,98±3,14 vs 1,59±0,48 g/l, p<0,001, z=3,550) ve sağlıklı kontrollere (sTfR; 7,77±4,00 vs 2,99±0,78 mg/l, p<0,001, z=4,503, TfFI; 5,98±3,14 vs 1,87±0,78 g/l, p<0,001, z=3,699) kıyasla daha yüksek bulundu. DEA grubunda serum ferritin düzeyleri KHA grubuna kıyasla daha düşük bulundu (93±64 vs 290±122, p=0,002, z=-3,051). Sirotik hastalarda demir eksikliği tanısı koymada sTfR ve TfFI’in sensitivite, spesifisite ve tanı değerleri sırasıyla %90 vs %90, %87 vs %94 and 88 vs 92 bulundu.
Sonuç: Karaciğer sirozu olan hastalarda demir eksikliği varlığının gösterilmesinde serum sTfR ve TfFI düzeylerinin ölçümünden yararlanılabilir.
Bülent Saka, MD, Nilgün Erten, Prof. MD, Sevgi K. Beşışık, Prof. MD, Sema Genç, Prof. MD, Ahmet Sivas, Prof. MD, M. Akif Karan, Prof. MD, Cemil Taşçıoğlu, Prof. MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
ROMATOİD ARTRİTİN OSTEOARTRİTTEN AYIRICI TANISINDA POPLİTEAL LENF NODU GÖRÜNTÜLEMESİNİN YERİ
Amaç: 3D-FSPGR (three dimensional-fast spoiled gradient echo) MR görüntüleme ve renkli doppler ultrasonografi (RDUS) kullanarak popliteal lenf nodlarının romatoid artritin (RA) osteoartritten (OA) ayırıcı tanısındaki yerini araştırmayı amaçladık.
Materyal ve Metot: Otuzsekiz olgunun [18’i romatoid artritli (RA) ve 20’si osteoartritli (OA)] MR tetkikleri retrospektif olarak değerlendirildi. MR görüntüleri 1,5 Tesla magnet ile elde olundu. MR görüntüleme protokolü üç planda 3D-FSPGR sekansları içeriyordu. Tüm görüntüler popliteal lenf nodlarının sayısı, boyutu ve santral yağlı değişikliklerini tanımlamak için değerlendirildi. Ek olarak; popliteal lenf nodları RDUS ile tetkik edildi. İstatistiki analiz Windows için geliştirilmiş “Statistical Package for Social Sciences 11,0” programı kullanıldı.
Bulgular: Popliteal lenf nodları RA’li olguların %88,8’inde ve OA’li olguların %30’unda saptandı. Nodların sayısı RA’li ve OA’li olgularda sırasıyla 53 ve 8 idi. Lenf nodlarının ortalama boyutu RA’li ve OA’li olgularda sırasıyla 7,4 mm ve 3,6 mm idi. Santral yağlı hilus OA’li olguların tüm lenf nodlarında mevcut iken, RA’li olguların %60,4’ünde gözlendi. Hiler kanlanma sadece RA’li olguların %13’ünde izlendi. Ortalama RI değeri 0,62+/- 0,005 olarak saptandı.
Sonuç: Popliteal lenf nodlarının sayısı, boyutu ve santral yağlı hilus değişiklikleri kriterleri RA’i OA’den ayırmak için anlamlı bulundu. Diz MR görüntülemesi sırasında 3D-FSPGR sekansın uygulanması bu nodları tanımlamakta yararlı olabilir. RDUS’de düşük RI değerli hiler kanlanmanın saptanması da RA’i OA’ten ayırmada yardımcı bir kriterdir.
Dr. Berna Dirim, Dr. Emel Boyraz, Dr. Hikmet Koçyiğit, Dr. Nail Hızlı, Prof. Dr. Remide Arkun, Dr. Nezahat Erdoğan, Doç. Dr. Fazıl Gelal, Dr. Engin Uluç
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
IN VITRO ACTIVITY OF LINEZOLID AGAINST MULTIDRUG-RESISTANT MYCOBACTERIUM TUBERCULOSIS ISOLATES BY BACTEC MGIT 960 METHOD
Amaç: Bu çalışmanın amacı linezolidin çoklu dirençli Mycobacterium tuberculosis suşlarına olan duyarlılığını saptamaktır.
Materyal ve Metod: Yetmiş iki çoğul ilaç-dirençli Mycobacterium tuberculosis suşunun linezolidin 1µg/ml oranındaki etkinliği BACTEC MGIT 960 duyarlılık yöntemiyle çalışıldı.
Bulgular: Yetmiş iki çoklu dirençli mycobacterium tuberculosis suşunun linezolide duyarlı olduğu saptandı.
Sonuç: Linezolid in vitro olarak çoklu dirençli mycobacterium tuberculosis suşlarına etkili olduğu sonucuna varıldı.
İlhan Afşar MD, Aslı Gamze Şener MD, Cengiz Çavuşoğlu Assoc. Prof. MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
BOTULİNUM TOKSİN TİP A VE KURU İĞNELEME İLE TEDAVİ EDİLEN BİR OROMANDİBULAR DİSTONİ OLGUSU
Oromandibular distoni (OMD) çiğneme ve/veya dil kaslarının istemsiz kasılması ile karakterize nadir rastlanan bir fokal distonidir. OMD tedavisinde oral medikal ajanlar, lokal anestetik ve alkol uygulamalarının yanı sıra etkilenen kaslara botulinum toksin tip A (BT-A) injeksiyonu da kullanılabilir. Bu yazıda, bilateral masseter ve lateral pterigoid kaslarında istemsiz kasılma şikayetiyle gelen ve yapılan diğer tüm tedavilere yanıt vermeyen bir OMD olgusunda BT-A injeksiyonu ve kuru iğneleme kombine tedavisinin sonuçları tartışılmıştır.
Dr. Demirhan Dıraçoğlu, Dr. Bahar Teksöz, Doç. Dr. Ayşe Karan, Prof. Dr. Cihan Aksoy
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
NARKOLEPSİLİ BİR OLGU SUNUMU
Narkolepsi, özellikle gün içinde gelen, karşı konulamaz derecede şiddetli kısa süreli uyku ataklarından oluşan bir tablodur. Narkolepsiye sıklıkla katapleksi de eşlik eder ve narkolepsi-katapleksi sendromu olarak bilinir. Beş yaşında erkek çocuk polikliniğimize bir yıldan beri haftada iki-üç kez yürürken, oynarken ortaya çıkan düşme atakları şikayetiyle getirildi. Hastanın aynı dönemde başlayan çok sevdiği oyunları oynarken ortaya çıkan kısa süreli uyku ataklarının olduğu, uykudan sonra oyun oynamaya devam ettiği öğrenildi. Anamnez alındıktan sonra narkolepsi tanısı kondu ve imipramin başlandı. Tedavinin ikinci ayında, semptomlarının kaybolduğu görüldü.
Dr. Murat Doğan, Dr. Cahide Yılmaz, Dr. Avni Kaya, Prof. Dr. Hüseyin Çaksen
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
PSEUDO-BARTTER’S SYNDROME ASSOCIATED WITH CYSTIC FIBROSIS
Kistik Fibrozis, egzokrin bez fonksiyon bozukluğu sonucu anormal mukus üretimi ile sonuçlanan otozomal resesif kalıtımlı bir hastalıktır. Kistik fibrozisli süt çocuklarında, Bartter Sendromu varyantı (Psödo-Bartter Sendromu) olarak bilinen, metabolik alkaloz ile birlikte hiponatremik, hipokloremik dehidratasyon ataklarıyla giden, artmış renin ve aldosteron düzeylerine rastlanır. Biz burada, kistik fibrozis ile birlikte Psödo-Bartter sendromlu 48 günlük bir erkek bebek olgu bildirdik ve biz bu hastalarda tuz desteğinin önemini vurgulamak istedik.
Cihangir Akgün MD, Murat Başaranoğlu MD, Sevil Arı Yuca MD, Sinan Akbayram MD, Şükrü Arslan Prof. MD, Ercan Kırımi Assoc. Prof. MD
|
|
|
Full Text
PDF |
» |
ISOLATED CYST HYDATID: AN UNUSUAL CAUSE OF A MASS IN THE NAPE OF THE NECK
Kist hidatik baş boyun bölgesinde nadir görüldüğünden klinisyenlerin gözünden kaçabilir. Bu makalede başka organ tutulumu olmaksızın posterior servikal bölgede yerleşmiş bir kist hidatik olgusu sunulmuştur.
Elli dört yaşındaki bir kadın hasta, boynun ense kısmında büyük, ağrısız kitleyle başvurdu. Bilgisayarlı tomografide sol skalen kasların içinde 5x5x4 cm boyutlarında hipodens kitle görüldü. Aksiyel plan manyetik rezonans görüntülemesinde kist hidatik için tipik olan kenarları düşük sinyal yoğunluğunda çevrelenmiş, iyi sınırlı, yüksek sinyal yoğunluklu kitle saptandı. Cerrahiyle çıkartılan kistin histopatolojik incelemesi kist hidatik tanısını doğruladı.
Özellikle endemik bölgelerede baş boyun bölgesinde kistik kitle varlığında, akut anafilaksi ve uygun olmayan tedavilere bağlı nükslerin engellenmesi için kist hidatik hastalığı akılda tutulmalıdır.
Erkan Cüre MD, Kasım Demir MD, Cem Koçkar Assoc. Prof. MD, Abdülkadir Baştürk MD, Altuğ Şenol MD
|
|