Home
Contents
Abstracts
Advanced Search
Informations for Authors
About the Journal
Check the status of
a submission
Contact Us - Feedback


  Quick Search for Articles:
 
 
 

Turkish
English



 
 January-April 2008      Volume: 4     No: 1     Abstracts
Full Text

PDF
» HÜCRE ADEZYON MOLEKÜLLERİ
Hücre adezyon proteinleri, kan dolaşımından hasarlı dokuya lökosit göçünün erken evrelerini düzenlerler. Selektinler, dolaşımdaki lökositlerle endotel hücreleri arasında başlangıç etkileşimleri düzenleyen multifonksiyonel adezyon molekülleridir. İlk olarak 10 yıl önce tanımlanmış olan selektinler; normal lenfosit yerleşmesi, inflamatuvar cevap esnasında lökosit göçü, karbonhidrat ligand biyosentezi ve adezyon aracılı sinyal iletimi gibi alanlarda yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. İnflamatuvar cevap esnasında oluşan 3 majör olay, etkilenen alana kan akımının artması, kapiller geçirgenlik artışı ve kapiller damarlardan inflamasyon veya hasarlı bölgeyi çevreleyen interstisyel alana lökosit göçüdür. İnflamatuvar cevap, biyokimyasal mediyatörler ve immun sistem hücrelerini içine alan karmaşık biyolojik ve biyokimyasal süreçlerden oluşur. Hücreler arası ilişkileri sağladığı bilinen sitokinler, inflamatuvar sürecin düzenlenmesinde ciddi düzeyde önemli role sahiptirler. Hücre adezyon molekülleri değişik patolojik durumlarda önemli rol oynar. Adezyon sürecini düzenleyen pek çok sinyal ileti yolağı tanımlanmıştır. Bu yolaklar integrin ve katerinler (hücre-hücre ve hücre-substrat etkileşimini kontrol eden majör adezyon sistemleri) yönünden çalışılmıştır. Selektinler (P, E ve L) ve onların ligandları (esas olarak P- Selektin ligandı) vasküler duvarda lökosit yuvarlanması ve bağlanması için gereklidirler. Hücreler arası adezyon molekülü-1 (ICAM-1), vasküler hücre adezyon molekülü-1 (VCAM-1) ve bazı integrinler vasküler yüzeyde inflamatuvar hücrelerin kararlı adezyonuna neden olurlar. Trombosit endotel adezyon molekülü-1 (PECAM-1) kandan damar dışına hücrelerin ekstravazasyonu için gereklidir. Adezyon moleküllerinin potansiyel klinik ve terapötik kullanımlarını daha iyi değerlendirebilmek için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Her iki alandaki bu çalışma sonuçları, adezyon moleküllerinin terapötik hedefleri konusunda bilgilerimizi artıracaktır.
Yrd.Doç.Dr.M.Hakan Terekeci, Uzm.Dr.Burak Şahan, Doç.Dr.Cihan TOP
Full Text

PDF
» ASTIM ve EŞLİK EDEN KRONİK HASTALIKLAR
Yetişkinde astım, gerek morbidite gerekse toplumda sağlık harcamaları bakımından ülkelerin sağlık politikalarını yakından ilgilendiren bir konudur. Buna rağmen diğer hastalıklar ile birlikteliği ve bunun sonuçlarına ilişkin çok az sayıda araştırma vardır. Astım ile ilgili klinik çalışmalarda komorbid durumu olan olgular genellikle çalışmadan hariç tutulduğundan, sıklık bilgilerine ya da komorbiditelerin yaşam kalitesine ve fonksiyonel duruma etkisine ilişkin bilgi elde etmek zordur. Bu derleme yazısında, güncel çalışmalar ışığında astım ve eşlik eden kronik hastalıklar irdelenmiş ve bu hastaların izleminde bazı önerilerde bulunulmuştur.
Doç. Dr. Yaflar Küçükardalı, Yrd. Doç. Dr. Emrullah Solmazgül
Full Text

PDF
» VERTİGONUN İHMAL EDİLEN BİR NEDENİ VE VERTİGOLU HASTAYA YENİ BİR YAKLAŞIM: MİYOFASİYAL AĞRI SENDROMU
Giriş : Uzun süreli baş dönmesi (non-rotatuar vertigo), her zaman nedenini bulmanın ve tedavi etmenin mümkün olmadığı bir tablodur. Miyofasiyal Ağrı Sendromu (MAS) belirli kaslarda lokalize ağrı ve kas spazmının neden olduğu hareket kısıtlılığı ile seyreden bir yumuşak doku hastalığıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı dizziness (non-rotatuvar vertigo) tanısı ile takip edilen hastalarda sternokleidomastoid kasının klavikular bölümünü etkileyen MAS’ın etiyolojik bir neden olarak önemini ortaya koymaktır. Metod: Non-rotatuar vertigo yakınması olan ve sternokleidomastoid kasının klaviküler divizyonunda tetik nokta tespit edilen 32 hasta (23 vakada bilateral, 9 vakada unilateral) çalışmaya dahil edildi. Hastaların hiçbirinde nörootolojik muayaene ve vestibüler-işitsel testlerde bir anormallik tespit edilmedi. Hastaların hepsine sternokleidomastoid kası üzerine 10 seans yüzeyel sıcak uygulandıktan sonra etkilenen kasa germe yapıldı. Sonuçlar: 13 hastanın baş dönmesi tamamen kaybolurken, 19 hastada ise %50 oranında azalma oldu. Tartışma: Bu sonuçlar vertigo etiyolojisinde miyofasiyal ağrı sendromunun akla gelmesi ve klinik olarak araştırılması gereğini göstermiştir. Literatürde bu konunun yeterince ilgi görmediği de göz önüne alınırsa, bu çalışma bir ön çalışma niteliğinde olup, uzun dönem takipli ve kontrollü çalışmalar ile sorgulanmalıdır.
Ayfle Karan Assoc. Prof. MD, Demirhan Dıraçoğlu MD, Burak Erdamar MD, Ayşegül Ellialtıoğlu MD, Tuncay Uluğ Prof. MD, Cihan Aksoy Prof. MD
Full Text

PDF
» ONKOLOJİ MERKEZİMİZDE KANSER TANISIYLA İZLENEN HASTALARIMIZIN ROMATOLOJİK YAKINMA ve BULGULARI
Amaç Kanser hastalarında romatolojik yakınma ve bulgular görülebilmektedir. Bu çalışmada kanser hastalarında romatolojik yakınma ve bulguların sıklığını değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod Onkoloji polikliniğimize başvuran histopatolojik olarak kanser tanısı olan 50 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak benzer 50 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Tüm bireylerin romatolojik-kas iskelet yakınmaları sorgulandı ve detaylı fizik muayeneleri yapıldı. Eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), antinükleer antikor (ANA), anti-çift-sarmal DNA antikorları (anti-dsDNA), antinötrofil sitoplazmik antikor (ANCA) ve kompleman (C) düzeylerine bakıldı. Bulgular ANA pozitifliği hastalarımızın 12 (%24)’sinde görüldü. ANA kontrol grubunda negatifti. Anti-dsDNA, ANCA hem hasta grubunda hem de kontrol grubunda negatifti. C3 ve C4 düzeyleri her iki grupta da normal seviyelerdeydi. Hastalarımızda ESH, CRP ve RF düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak yüksekti. Hastalarımızda romatolojik yakınma ve fizik muayene bulguları da kontrol grubundan anlamlı yüksekti. Sonuç Kanser tanısıyla izlenen hastalarda çeşitli romatolojik şikayet ve laboratuvar bulguları görülebilmektedir. Kanser hastalarını takip eden doktorların bu bulguların oluşabileceğini bilmesi gerekmektedir. Böylece yanlışlıkla romatolojik tanıların konması önlenebilecektir. Ayrıca romatolojik hastalıklar ile malignitelerin birlikte olabileceği unutulmamalıdır.
Dr. Erkan Cüre, Yrd. Doç. Mehmet Şahin, Dr. Ali Kutlucan, Doç. Dr. Şevket Ercan Tunç, Dr. Abdulkadir Baştürk, Doç. Dr. Hasan Şenol Coşkun
Full Text

PDF
» PİPERASİLİN/TAZOBAKTAMA BAĞLI KEMİK İLİĞİ BASKILANMASI İLE SEYREDEN BİR OLGU SUNUMU
Piperasilin/tazobaktam (PT) genellikle güvenli kabul edilen ve sıkça reçete edilen bir antibiyotiktir. PT kullanımı sırasında nadiren de olsa ciddi bir yan etki olarak kemik iliği baskılanması ile karşılaşılabilir. Burada PT’nin neden olduğu kemik iliği baskılanmasının görüldüğü bir olgu bildirilmektedir. Elli sekiz yaşında erkek hasta ampiyem sebebiyle PT ile tedavi edildi. Tedavinin 20. gününde hastada kemik iliği baskılanmasına bağlı nötropeni ve trombositopeni gelişti. Piperasilin/tazobaktamın kesilmesinden sonra hastanın kan değerleri normale döndü. Bu hastada olayların gelişme zamanı dikkate alındığında kemik iliği baskılanmasının sebebi olarak PT öngörüldü.
Dr. Ahmet Ekmekçi, Dr. Fatih Yakar, Dr. Fatih Tufan, Dr. Mustafa Demirtürk, Doç. Dr. Atahan Çağatay
Full Text

PDF
» AKUT HEPATİT A VE HEPATİT B SEROPOZİTİF AKUT VİRAL HEPATİT OLGUSU
Hepatit A ve Hepatit B infeksiyonlarının bulaşma yolları ile sık görülme yaşlarının farklı olması sebebiyle bir arada görülmesi nadirdir. Dolayısıyla akut hepatit A infeksiyonu, bir ko-infeksiyondan daha çok kronik hepatit B ve C hastalarında bir süperinfeksiyon olarak görülebilmektedir. Bu yazımızda hepatit A virus ve hepatit B virus akut serolojik göstergelerinin aynı anda pozitif olduğu bir akut viral hepatit olgusu sunuldu. Otuz üç yaşındaki erkek hasta ciltte sararma, idrar renginde koyulaşma, iştahsızlık, gaita renginde açılma ve halsizlik şikâyeti ile başvurdu. Fizik muayenesinde ikter dışında patolojik bulgu yoktu. Laboratuvar incelemesinde karaciğer enzimleri (ALT, AST) normalin 60 katı yüksek, protrombin zamanı uzamış (16,4 sn) ve bilirubin değeri 15 mg/dl idi. HBs Ag, anti-HAV IgM, anti-HBc IgM ve anti-HBc IgG pozitif bulundu. Seroloji sonuçları laboratuvarımızda ve referans laboratuvarında tekrar pozitif bulundu. Takipte olgunun total bilirubin, direk bilirubin ve PTZ seviyeleri birinci ayında, AST, ALT, ALP, GGT ikinci ayında normal sınırlara döndü. Romatoid faktör (RF) ve antinükleer antikor (ANA) negatif bulunarak Anti HAV Ig M yalancı pozitifliği ekarte edildi. HAV ve HBV akut serolojik göstergeleri pozitif olan akut viral hepatit olgusunun diğer akut viral hepatit olgularından farklı bir biyokimyasal ve klinik seyir göstermediği sonucuna varıldı.
Dr.Habip GEDİK, Dr.Mehmet YAHYAOĞLU, Dr.Gülhan EREN, Dr. Aylin İZAT , Dr.Muzaffer FİNCANCI


 Copyright © 2005 by NOBEL ILAC Sanayii ve Ticaret A.S.

:: Contact   

 Designed by Formulasoft