|
|
 |
|
Ocak-Nisan 2006
Cilt:
2
Sayı:
1
Özetleri |
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
TIPTA GÜNCEL BİR MUAMMA: MİKROKİMERİZM
Mikrokimerizm bir bireye ait az sayıda hücre veya DNA?nın başka bir bireyde bulunmasıdır. Birçok çalışmada gebelikte anne ile fetüs arasında, organ nakli veya kan transfüzyonu aracılığıyla da diğer bireyler arasında hücre trafiği olduğu gösterilmiştir. Bu hücreler veya DNA, alıcı kanında veya dokularında onyıllar boyunca kalarak fizyolojik mikrokimerizm durumu oluşturmaktadır. Mikrokimerizm bir dizi farklı hastalıkta çalışılmıştır ve bu çalışmaların bazıları mikrokimerizmin hastalık patogenezinde rol sahibi olabileceğini düşündürmektedir. Ancak non-otoimmün durumlardan etkilenmiş dokularda ve sağlıklı bireylerde de mikrokimerizmin gösterilmesi, mikrokimerizmin hastalık nedeni olmaktan ziyade doku hasarını onarma amaçlı görev aldığını öne süren alternatif bir teoriyi yaratmıştır. Sonuçta mikrokimerizmin cevaplardan daha çok, sorulara yol açtığını söyleyebiliriz.
Uz. Dr. Şehmus Özmen, Yrd. Doç. Dr. Ramazan Danış, Yrd. Doç. Dr Abdullah Altıntaş, Yrd. Doç. Dr Kadim Bayan, Yard. Doç. Dr Şerif Yılmaz
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
HİPERTANSİF HASTALARDA SOL VENTRİKÜL HİPERTROFİSİ GELİŞMESİNE LEPTİN DÜZEYLERİNİN ETKİSİ
Amaç:
Leptin, yağ dokusunda sentez edilen ve başta sempatik sinir sistemi aktivasyonu olmak üzere birçok sisteme etkisi olan bir hormondur. Hipertansif hastalarda leptin düzeylerinin yüksek olduğu bilinmektedir. Amacımız, hipertansif hastalarda sol ventrikül hipertrofisi (SVH) gelişmesinde leptin düzeylerinin etkisi olup olmadığını belirlemektir.
Materyal ve Metot:
Çalışmaya hipertansif 40 hasta alındı. Hastalar, ekokardiyografik olarak belirlenen sol ventrikül kitle ve kitle indeksine göre iki gruba ayrıldı. Birinci grup, SVH olan 27 hasta (18?i kadın, 9?u erkek ve yaş ortalaması 59,1±7,2 yıl) ve 2. grup ise SVH olmayan 13 hastadan (5?i kadın, 8?i erkek ve yaş ortalaması 62,4±4,9 yıl) oluşturuldu. Hastalardan, ayrıntılı ekokardiyografi incelemesinden sonra, aç durumda kan alındı. Serumları çalışma zamanına kadar -80 0C derin dondurucuda saklandı. Plazma leptin düzeyleri, ?ELİSA? yöntemi kullanılarak belirlendi. İki grubun klinik, ekokardiyografik parametreleri ve plazma leptin düzeyleri karşılaştırıldı.
Bulgular:
İki grup arasında kullanılan ilaçlar, hipertansiyon süresi, vücut kitle indeksi bakımından anlamlı fark tespit edilmedi. Birinci grubun plazma leptin düzey ortalaması 33,3 ± 15,3 ngr/ml iken, 2. grupta bu değer, 28,3 ± 17,6 ngr/ml şeklindeydi. İki değer karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p>0,05).
Sonuç:
Sonuç olarak, SVH mevcut olan hipertansif hastalarda leptin düzeyi SVH olmayan hipertansif hastalardan farklı değildir. Bu sonuç, leptinin hipertansif hastalarda SVH gelişmesinde belirgin rolünün olmadığını düşündürmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Ejder KARDEŞOĞLU, Prof. Dr. Ergün DEMİRALP, Doç. Dr. Bekir Sıtkı CEBECİ , Yrd. Doç. Dr. Namık ÖZMEN, Yrd. Doç. Dr. Turgay ÇELİK, Doç. Dr. Cihan TOP, Doç.Dr. Bekir Yılmaz CİNGÖZBAY, Dr. Murat YALÇIN
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
HAFİF VE ORTA ŞİDDETLİ OBSTRÜKTİF UYKU APNE SENDROMUNDA CERRAHİ BAŞARI
Amaç:
Uvulopalatal flep (UPF) operasyonunun hafif ve orta şiddetteki obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) olgularında tedavideki etkinliğini araştırmak.
Materyal ve Metot:
Çalışmamızda uvulopalatal flap uygulanan olgulardaki başarıyı polisomnografi ve propofol sedasyonu ile yapılan nazofaringoskopik tetkik (NFS) ile değerlendirdik. Polisomnografi ile tanı konulan ve UPF ile tedavi edilen 13 hasta değerlendirildi. İki hastaya ise başka bir klinik tarafından UPF yapılmış, kliniğimize gönderilmiş ve operasyon öncesi nazofaringoskopik tetkik yapılmamıştı. Diğer tüm hastalara kliniğimizde operasyon öncesi nazofaringoskopik tetkik yapıldı ve retropalatal bölge obstrüksiyonu saptandı..
Bulgular:
Ortalama yaş 39 (23-67 arasında) idi. Operasyon öncesi apne hipopne indeksi (AHI) 22,3/h (12-41/h arasında) iken, 9 hasta hafif şiddette, 4 hasta orta şiddette OSAS?lı olguydu. 10 hasta operasyon sonrası şikayetlerinin azaldığını ifade ederken geri kalan 3 hasta operasyona rağmen devam eden horlama ve geceleri iç çekme şikayetlerinin devam ettiğini ifade etti. Ameliyat sonrası tüm olgularda ortalama AHI 13/h (4?20/h arasında) iken semptomatik grupta ortalama AHI 20/h, asemptomatik grupta ise ortalama AHI 11/h (4?20 arasında) idi. Tüm olgulara ameliyat sonrası nazofaringoskopik tetkik yapıldı. Semptomatik 3 hastada obstrüksiyon yerinin UPF uygulanan alan haricinde olduğu gözlendi.
Sonuç: UPF seçilmiş hastalarda başarıyla uygulanan bir cerrahi tekniktir ve nazofaringoskopik tetkik, OSAS?lı hastaları operasyon öncesi obstrüksiyon alanını değerlendirmede kullanılan dinamik bir yöntemdir.
Dr. Murat Enöz, Prof. Dr. Sami Katırcıoğlu, Doç. Dr. Yusufhan Süoğlu, Doç. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
ACİL SERVİSE BAŞVURAN TRAVMATİK İŞ KAZALARININ İNCELENMESİ
Amaç:
Bu çalışma savaş dışı zamanlarda askeri iş yeri kazalarını tanımlama ve çeşitli meslek kazalı travmalı hastaların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.
Materyal ve metod:
Çalışmada hasta dosyaları, kaza kayıtları, adli raporlar ve hastane otomasyon sistemi verileri retrospektif olarak incelenmiştir. İş kazası geçiren kişiler yaş, cinsiyet, mortalite ve uygulanan tıbbi ya da cerrahi prosedürlere göre sınıflandırılmıştır.
Bulgular:
2001?2003 yılları arasında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Acil Servisine başvuran 115.196 hastanın 552?sinde iş yeri kazası mevcuttur. Bunların 466?sı erkek, 86?sı kadındır. Yaş dağılımları 20 ile 49 arasında olup ortalama 25±3?dür. En çok görülen iş kazası üst ekstremitelerin delici kesici, amputasyonlu yaralanmalarıdır. Bu yaralanmaları iş ocakları, demir atölyesi, silah bakımı, inşaat alanı, tatbikat ve eğitim alanları ile mutfaktaki rutin faaliyetler sonrası olanlar oluşturmuştur.
Sırasıyla izlenilen diğer kazalar, ağır cisim altında kalma, yüksekten düşme, trafik kazası, yanıklar, elektrik kazaları, toksik madde alımı ya da inhalasyonu ve silah kazalarıdır. Hastalardan 27?si (%4,9) ölmüştür. Kazaların deneyimsizlik, eğitimsizlik, acelecilik ve umursamazlıktan kaynaklandığı tutulan kaza sonuç raporlarından anlaşılmıştır.
Sonuç:
Bu veriler askeri topluma hizmet veren bir hastane için çok önemlidir. Kazalara karşı düzenlenen ve ferdi olarak tebliğ edilen kaza ve emniyet talimatlarının, görsel olarak dizayn edilmesi yararlı olacaktır. Kazalara karşı koruyucu ve bilinçlendirici eğitimin ve yapılacak tatbikatların iş kazalarını azaltacağını düşünmekteyiz.
Dr. Murat Kalemoğlu, Dr. Özcan Keskin, Dr. İsmail Yıldırım, Doç dr. Dilaver Erşanlı
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
YENİDOĞANIN ANTİ-E ANTİKORUNA BAĞLI HEMOLİTİK HASTALIĞI- OLGU SUNUMU
Minor kan grubu uyuşmazlığı, yenidoğan döneminde Rh(D) antijen ve ABO uyuşmazlığı ile karşılaştırıldığında oldukça nadir görülen bir hastalıktır. Anti-E izoimmunizasyonu ile ilgili sınırlı sayıda yayın mevcuttur. Biz, burada 2. gününde indirekt hiperbilirübinemisi olması nedeniyle hastanemize yatırılan bir term yenidoğanda, anti-E izoimmunizasyonuna bağlı yenidoğanın hemolitik hastalığını sunmaktayız. Anti-E izoimmunizasyonu, ciddi fetal ve yenidoğan hemolitik hastalığına neden olabilir. Yenidoğan döneminde ciddi hiperbilirübinemi ve anemi durumlarında, yenidoğanda anti-E antikoruna bağlı hemoliz ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
Dr. Halit ÖZKAYA, Doç.Dr Ferhan KARADEMİR , Yrd.Doç.DrSelami SÜLEYMANOĞLU, Yrd.Doç.DrSeçil AYDINÖZ, Dr. Atilla ERSEN, Dr. Ercan UĞUR, Dr. Erman ATAŞ, Prof.Dr. İsmail GÖÇMEN
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
ARTROPATİ İLE KENDİNİ GÖSTEREN HEMOKROMATOZİSLİ BİR OLGU SUNUMU
Hemokromatozis, vücudun bir çok dokusunda progresif demir birikimi ile karakterli, otozomal resesif geçişli genetik bir hastalıktır. Artropati, karaciğer sirozu, melanoderma, kalp yetersizliği, diabetes mellitus ve diğer endokrin yetersizliklerle ortaya çıkabilir. Yazımızda eklem ağrısı ile başvurmuş bir hemokromatozis olgusu sunulmuş, farklı prezentasyonu ile beraber erken tanı ve tedavinin önemi tartışılmıştır.
Dr. Engin TÜRKMEN, Dr. Gönenç KOCABAY, Dr. Betül TİRYAKİ, Prof. Dr. Neşe ÖZBEY, Prof. Dr. Şenay MOLVALILAR
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
YİRMİ YILDIR KONVERSİYON BOZUKLUĞU TANISIYLA TAKİP EDİLEN HİPOKALEMİK PERİYODİK PARALİZİ
Hipokalemik periyodik paralizi (HPP), otozomal dominant geçişli olmasına rağmen sporadik olarak da görülen, hipokalemiye bağlı kas güçsüzlüğü atakları ile seyreden nadir bir hastalıktır.
Otuzyedi yaşında kadın hasta, 10-15 günde bir tekrar eden ve 8-24 saat süren ataklarla seyreden her iki kol ve bacakta kuvvetsizlik, halsizlik ve bitkinlik şikayetleriyle kliniğimize başvurdu. Hastanın klinik bulguları ilk on yılda ortaya çıkmış ve bugüne kadar konversiyon bozukluğu tanısıyla izlenmiş. Atak döneminde her dört ekstremitede flask paralizi, derin tendon reflekslerinde azalma vardı. Ataklar arası dönemde serum potasyum düzeyi 3,9 mEq/l iken atak döneminde 3,0 mEq/l idi. Bu klinik ve laboratuvar bulguları ile hipokalemik periyodik paralizi tanısı konuldu.
Ataklarla seyreden bir hastalık olan, hipokalemik periodik paralizi gibi önemli bir hastalık, doktora geldiği dönemde nörolojik olarak tamamen sağlıklı görünmesi nedeniyle konversiyon bozukluğu ile karıştırılıp atlanabilir. Bu nedenle HPP, benzer paroksismal hastalıklarda ayırıcı tanı açısından akılda tutulmalıdır.
Yrd. Doç Dr. Mehmet Yaman, Yrd. Doç Dr. Buket Yücel Altan, Doç Dr. Ayhan Bölük, Yrd. Doç Dr. Olcay Eser
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
LEPTİN
Leptin obez (ob) geni ürünü 167 amino asitten oluşan bir proteindir ve esas olarak adipositler tarafından salgılanır. Leptin hiperfajik obez ob/ob fareleriyle yapılan deneyler sonucu keşfedilmiştir. Dolaşımları normal farelerinkine bağlandığında (parabiozis) bu farelerin ağırlık kaybına uğradıkları görülmüştür. Daha sonra gerçekleştirilen çalışmalar ob/ob farelerin bu genlerdeki mutasyon sonucu leptini sentezlemediklerini göstermiştir. Aşırı obez olmanın yanında bu farelerin büyümesi yavaştır ve gonadal hipofonksiyona bağlı infertildirler. Bu hayvanlara leptin verilmesi gıda alımında dramatik azalmaya, ağırlık kaybına ve büyümelerinin hızlanmasına neden olmuştur. ob/ob farelerin fenotipik olarak benzeri olan db/db farelerde ise leptine direnç bulunduğu gösterilmiştir. İnsanlarda leptin geni 7q32 kromozomunda bulunmaktadır ve 20 kilobazlık DNA içeren üç ekson ve iki introndan oluşmaktadır. Fare ve insan leptini %84 homolojiye sahiptir. Yakın zamanda yapılan araştırmalar leptinin plasenta, overler, iskelet kası, mide, hipofiz ve karaciğerde de üretildiğini ortaya koymuştur. Leptin hipotalamustaki santral devreleri etkileyerek gıda alımını baskılamakta ve enerji tüketimini artırmaktadır. Çalışmalar leptinin periferik etkilerinin de var olduğunu ve bunu periferik etkileri olan diğer hormonlarla (insülin vb.) etkileşerek gerçekleştirdiğini göstermiştir.
Prof. Dr. Volkan Yumuk
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
HEMOKROMATOZİS
Hemokromatozis, organizmada aşırı demir depolanması ile karakterize bir hastalıktır.
Klinik, biyokimyasal ve genetik özellikleri göz önüne alınarak yapılan değerlendirmede en az beş farklı ve hemokromatozis olarak tanımlanan aşırı demir birikimi bozukluğu bulunmaktadır: Klasik hemokromatozis (235200), 6p21'de lokalize HFE geni mutasyonları sonucu ortaya çıkan otozomal resesif bir hastalıktır. Juvenil hemokromatozis (602390) veya Tip 2 hemokromatozis (HFE2) de otozomal resesiftir. İki farklı gende mutasyonlar sonucu ortaya çıkar (HFE2A ve HFE2B). Tip 3 hemokromatozis (HFE3; 604250), 7q22'de lokalize TFR2 (604720) geni mutasyonları sonucu görülür ve otozomal resesiftir. Aşırı demir birikimi sendromları içerisinde otozomal dominant olarak katılan formu Tip 4 hemokromatozistir (HFE4; 606069).
Doç Dr Şükrü ÖZTÜRK
|
|
|
Tam Metin
PDF
|
» |
ESAD IŞIK PAŞA - Dr. Esad Oftalmoskopu
1903'te yeniden düzenleyerek kendi adıyla literatüre geçen, düz ve konkav aynaların bir arada olduğu, çift aynalı yeni bir oftalmoskop geliştirdi.
"Dr. Esad Oftalmoskopu"
bütün dünyada tanındı ve kullanıldı.
Prof. Dr. Nil Sarı, Ümit Emrah Kurt, Dr. Ahmet Doğan Ataman, Dr. Ahmet Topçu, Dr. Ümit Zeyneb Belbez, Dr. Esin Karlıkaya, Dr. Elif Vatanoğlu, Ferda Gündoğdu, Necla Kınık
|
|